ilk tecrübem!

1975. Ankara Atatürk Lisesi. Tenefüslerdeki geyik “genelev muhabbeti”. Abiler kendi aralarında konuşuyor. Biz tıfıllar merakla ve özenerek onları dinliyoruz. Kim bu hafta kimi n’apmış? Nasıl yapmış? Ayşe ne giymiş? “muamele” nasılmış?...  Kadınlar da uyanık. Fatma bu hafta GS forması giymiş. Tüm FB’liler kuyrukta imiş. Aysel de önümüzdeki hafta FB forması giyecekmiş. Şimdiden okuldaki tüm GS’lılar bileniyor. Bu haftanın olayı babası ile genelevde karşılaşan arkadaşımızdan. Karşılıklı silah çekmeyi bekleyen kovboylar gibi dakikalarca birbirlerine şaşkınlıkla bakakalmışlar. Korkudan eve gece yarısı giden arkadaşımız, aynı düşüncedeki babası ile kapıda karşılaşmış. Anne sorguya başlamış. Neredeydiniz bakiim baba-oğul? Gel de anlat...

1.Sınıf öğrencisiyim. Yaşım 14-15. Henüz milli” olmamışız. Bu durum okulda ayıp karşılanıyor. 3.sınıf abilerimiz vazife edinmiş. Giderecekler bu ayıbımızı. Önce kursa aldılar. Camlı kapıdan hatunlar izlenecek. Beğenildiğinde kapı açılıp karşısına geçilecek. “boş musun?” diye sorulacak. Kadın sana bir oda numarası söyleyecek. Sen o odayı bulup,  kuyruğa girip sıranı bekleyeceksin. Sıra var, çünkü kadınlar kolaylık olsun diye 3, 5 hatta 10’ar kişiyi biriktirerek işleme başlıyorlar. Yok ööle hep beraber değil canım. Teker teker. İşlem bitince paranı veriyorsun. Eğer ekstra bişi varsa da farkını veriyorsun. Bahşiş falan değil bu. Fark. Ekstra dediğim; o zamanın parası ile dokunmak 1 lira, sağ meme 1 lira, sol meme 1 lira daha, öpücük 5 lira v.s. v.s. Bu yazıyı çoluk çocuk da okuyo. Daha fazla detaya girmeyelim. Ücretler yani vizite şööle. 2,5 (amele tarifesi), 3,5 (memur) ve 5 TL (sosyete tarifesi). Fiyatlar neye göre mi? İşte onu başıma gelenden sonra anladım. Detaylar aşağıda...

Mevsim kış, hava yağmurlu. Randevu okul önünde. Parka giyilecek. Kapüşon kapanacak. Amaç büyük göstermek. Hava ideal. Rota Bent Deresi. Ulus’dan aşağı indikçe tipler değişiyor, kadınlar, çocuklar azalıyor, erkekler artıyor. 2 metrelik demir kapı önündeyiz. Nasıl gireceğimizin, ne yapacağımızın stratejisi çiziliyor. Büyüklerimiz sol, yani polis tarafından, biz tıfıllar sağdan ve aradan. Kapüşonlar kapalı. Yüzler aşağı. Adımlar sert ve güvenli. İyi de.. yürekler küt-küt atıyor... Başardık. Geçtik kapıdan. İçeri girdik ya gerisi kolay. Ehh işin yarısı tamam.

Harçlıklar haftalık 2,5 lira. O halde en fazla bir hafta aç kalabiliriz. 2,5’luklar girişte tam tepede. Çıktık tepeye. Heyecan dorukta. Camekanın en önündeyiz. Bu ne yaaa. Nerde o hayal ettiğimiz sarışın, uzun boylu, ince belli, kalkık burunlu kadınlar? İçeride kömür sobasının etrafında sadece 80-100 kg’lık saç-baş dağılmış, rengarenk pazen etekli, örgü kazaklı, kalın yün çoraplı, çoğunun başı bağlı, dişleri eksik veya simsiyah, hatta sakallı-bıyıklı, çilli-benli, kısa boylu, sandalyeye sığmayan şişman, yağlı ve yaşlı teyzeler var. Kimi yün, tığ örüyor, kimi tespih çekiyor. Hepsinin ağzında kocca bir sakız ve sigara. Bol küfür. Dışarıya, yani bize sesleniyorlar. Gel a.k.yim. Gel o.çocuğu. Gelsene lan... Accaip romantik! yani. Bin pişmanım. Tam döneceğim, arkadan bir el beni hızla içeri itti. üüt bir teyzenin önündeyim. Kalbim dışarı fırlayacak sanki. Kalakaldım orada. Ne ağzımı nede gözümü açabiliyorum. Nefes dahi alamıyorum. Bir ses; “Üç..” Eliyle de işaret etti odanın yönünü. Geri dönüş imkansız. Topa tutarlar beni. Tüm okula rezil olurum. Gittim 3 numaralı odanın önüne. Kimse yok. Ama diğer odaların önünde biraz olsun kuyruk var. Düşünün nasıl birinin önüne atmışlar beni. Sakata gelmeyeyim diye biraz bekledim kapının önünde. Kapı önü konuşmaları ilginç. Her çıkana soruyorlar. Nasıldı? Onlar da sanki peri kızıyla berabermiş edasıyla hiç tanımadığı adamlara detayları ile anlatıyorlar da anlatıyorlar. Gerine gerine.

Tıkladım, açtım kapıyı. Kimse yok tabi.. Ama içeri girer girmez kapıdan yüzüme iğrenç bir koku vurdu. ööğğkk.. İçerisi loş. Camlar yağlı bir perde ile kapalı. Duvarlar yıllardır boya-badana görmemiş. Sigara dumanından tavan bile kararmış. Yerde içi kirli su dolu bir leğen. Büyük olasılıkla kadın, her “işlem”den sonra burada temizleniyor!. Yatak yada biz buna divan diyelim, çukurlaşmış. Bir zamanlar gri olduğunu tahmin ettiğim çarşaf yada yatak örtüsünün rengi solmuş. Üzeri binbir leke dolu. Yastık beyazmış belliki bir zamanlar. Şimdi kayış renginde. Deri bir koltuk var kapının arkasında. Yıpranmış, yırtılmış. Süngerleri dışarı sarkıyor. Duvarda Türkan Şoray ve Ferdi Tayfur resimleri. Bekliyorum kadını. 5, 10, 20dk oldu hala kadın gelmedi. Daaan. Açıldı kapı. Fırladım havaya. Zaten korkmuşum. Başladı bana bağımaya. Hala soyunmadın mı lan? Sabaha kadar mı kalcan sandın burda?. Hemen parkayı attım. Ceketi çıkardım. Saf saf ve utanarak soruyorum? Ayakkabımı çıkartcam mı?, peki fanilamı? Oha lan! Burada mı gecelicen. S.cen gitcen. İndir pantalonunu yeter. İndirdim pantolonumu. Kadın sadece eteklerini ve dizlerini şişman karnına doğru çekerek, ağzında koca sakız bana keskin bir bakış attı ve bıyıklarının altından romantik şekilde seslendi; “Gel lan.. gelsene... Paatt. Sakız balonunu patlattı.

İğrenerek ve korkuyla çıktım pis, iğrenç, yağlı, kokulu ve çökmüş yatağın üzerine... de bende hareket yok. Hadeee. Hade leyn.. seni mi beklicez zebaha gadar.  Dayanamadım. “Bekle tabi lan. Parasıyla değil mi?Küüüüt. Siz osmanlı tokatı deyin ben artık orospu tokatı diyorum. Kafamda yıldızlar çaktı, beynimde kuşlar öttü. Fırladım aldım parkamı. Pantalonum daha dizlerimde. Zıplaya zıplaya açtım kapıyı, kaçacam. Hyooop. Durrr!. Ayağını koydu kapıya. “Niye?” Parasını ver. “Ne parası ya, bişi yapmadık ki?Mama (patron) gördü. Keser benden. “peki bari yarısını.....S.tir lan. S...niz kalkmaz, beliniz akmaz gelirsiniz buralara. Gitti 2,5’luk. Hem para ver hem dayak ye... Açız bu hafta. Hem de haybeye.

Çıktık dışarı. Abilerimiz, arkadaşlarımız merakla sonucu bekliyorlar. Nasıldı? Başımız dik, göğsümüz ileride. Baş parmağımı havaya kaldırarak destekledim kendimi;  “Haarika...”

Sevgilerimle

Cem Polatoğlu diğer yazıları için tıklayınız